Kürt Sorunu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kürt Sorunu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Ekim 2011 Salı

KONGRE GİRİŞİMİ

23 Mayıs 2011 Pazartesi

Köpeğin PKK lilere Havlamıyor İşkencesi

‘Köpeğin PKK’lilere havlamıyor’ işkencesi AİHM yolunda

 

Hakkı Sağlık, Çat İlçesi’ne bağlı Karabaş Köyü’ne jandarma tarafından düzenlenen baskın sırasında, evinin önünde bulunan köpeği havlamadı diye gözaltına alındı, işkence gördü, İzmir’e göç etmek zorunda kaldı. 5233 Sayılı Tazminat Yasası’ndan yararlanmak için Erzurum Valisi’ne dilekçe veren Sağlık, valiliğin gözaltına alındığına dair belgelerin bulunmadığını gerekçe göstererek talebini reddetmesi üzerine, davayı AİHM’e taşımaya hazırlanıyor.

Doksanlı yıllarda Kürdistan’da yaşanan hak ihlalleri, katliamlar, toplu mezarlar bir gün yüzüne çıkmaya devam ederken, o dönemlerde askerlerin, JİTEM’in, özel harekatçıların keyfi ve ilginç uygulamalarından biri de İzmir’de yaşayan Hakkı Sağlık’ın başından geçmiş. PKK gerillalarına yardım ettikleri gerekçesiyle 1994 yılında Erzurum’un Çat İlçesi’ne bağlı Karabaş Köyü’ne baskın düzenleyen jandarma, köy sakinlerinden Hakkı Sağlık’ı evinin önünde bulunan köpeği askerlere havlamadı diye gözaltına alır. Çat İlçe Jandarma Komutanlığı’na götürülen Sağlık, ‘Senin köpeğin askerlere havlamadı. Demek ki eve gelen teröristlere de havlamıyor’ denilerek, işkenceden geçirilir. Beş günlük gözaltı süresi sonunda savcılığa bile çıkarılmayan Sağlık, komutanın ‘Buraları terk et yoksa öldürürüz seni’ tehdidiyle serbest bırakılır. Gördüğü işkence nedeniyle bir süre Ankara’da tedavi gördükten sonra Sağlık ailesi ile birlikte İzmir’e göç etmiş.

Yazının tamamını okumak için tıklayınız jiyan.org

 

11 Mayıs 2011 Çarşamba

50 günde 2 bin 506 gözaltı


MAXİME AZADİ-ANF
        11 Mayıs 2011
HABER MERKEZİ - Türk hükümetinin Newroz’dan sonra başlayan ve 18 Nisan’daki YSK kararı ile boyutlanan polisiye operasyonlarında siyasi gerekçelerle 2506 dolayında kişi gözaltına alındı, yüzlercesi tutuklandı. Sadece son beş gün içinde 155 kişi gözaltına alındı, 53 kişi tutuklandı.

Newroz’da 3 milyon kişinin alanlara çıkarak tarihin en görkemli Newroz’larından birini kutlaması ardından 24 Mart’ta yeni bir operasyon dalgası başladı. AKP polislerinin yürüttüğü operasyonlar, Kürtlerin sokak baskısı sonucu Yüksek Seçim Kurulu’na 18 Nisan’da aldığı veto kararını geri çektirmesi ile birlikte yeni bir boyut kazandı. 12 Haziran seçimleri yaklaşırken, hemen her gece ve sabahın erken saatlerinde evlere baskınlar yapılıyor.

24 MART-29 NİSAN ARASINDA 2 BİN GÖZALTI

ANF ve DİHA’ya yansıyan gözaltı ve tutuklama haberlerinden elde edilen bilançoya göre 24 Mart-29 Nisan tarihleri arasındaki bir buçuk aylık süreçte 2 bini aşkın kişi gözaltına alındı. Bu operasyon dalgasının son günü olan 29 Nisan’da yedi kentte en az 66 kişi gözaltına alınmıştı.

İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) yayınladığı bir bilançoya göre YSK vetosundan sonra 19-29 Nisan tarihleri arasında 198’i çocuk 831 kişi gözaltına alındı. Bu süre içinde 2 eylemci polis tarafından öldürülürken, 308 kişi de gösteriler sırasında yaralandı.

SON 11 GÜNDE 500 DOLAYINDA GÖZALTI

29 Nisan-5 Mayıs arasında Çanakkale dahil ülkenin hemen dört bir yanında Kürtlere yönelik düzenlenen operasyonlarda en az 177 kişi gözaltına alındı.

Kürt avına çıkan polis 6 Mayıs Cuma günü Kürt illeri ile Hatay-Dörtyol, Bodrum ve Adana’da 163 kişiyi gözaltına aldı, 19 kişi de tutuklandı. 7 Mayıs’ın bilançosu 24 tutuklama ve 11 yeni gözaltı olarak ANF kayıtlarına geçti.

Kürtlere ve muhalif sola yönelik 7-11 Mayıs arasındaki beş gün içerisinde ise 155 gözaltı, 53 tutuklama gerçekleşti. 10 Mayıs’ta aralarında Grup Yorum’un üç üyesi olmak üzere 34 kişi gözaltına alınmıştı. 9 Mayıs’ta tutuklanan 7 öğrenciden biri ise DİHA muhabiriydi. 7-11 Mayıs tarihlerinde Hakkari, Mardin, Şırnak, Diyarbakır, Siirt, Van, Urfa, Söke, Erzurum ve Malatya’da gözaltı operasyonları düzenlendi.

Bu durumda Mayıs ayı başından bu yana 500 dolayında kişi gözaltına alınmış oluyor. Gözaltına alınanlar arasında çocuklar, yaşlılar, kadınlar, hastalar, öğrenciler, gazeteciler, siyasetçiler ve BDP yöneticileri bulunuyor.

TOPLAM 2506 GÖZALTI

Bu bilançoya göre 24 Mart-11 Mayıs tarihleri arasında en az 2506 kişi gözaltına alındı, 400’ü aşkın kişi de tutuklandı. Her güne ortalama 50 gözaltı düşüyor. Gerçek rakamların daha yüksek olduğu tahmin ediliyor. Zira bu gözaltı ve tutuklama bilançosu sadece ANF ve DİHA’ya yansıyan haberlerden oluşuyor.

İHD’nin 2009 raporuna göre Türkiye genelinde 7718 kişi gözaltına alındı, 1923 kişi tutuklandı. 2010 raporunda ise sadece Kürt bölgesinde 3 bin 706 kişinin gözaltına alındığı belirtiliyor. 2011’in hak ihlalleri tablosu şimdiden daha kötü bir görüntü oluşturuyor.

ANF NEWS AGENCY

7 Mayıs 2011 Cumartesi

Kara Vagon - Dersim 38 Belgeseli

Yapımcılığını Hüseyin Ayrılmaz'ın, yönetmenliğini de Özgür Fındık'ın yaptığı Kara Vagon belgeseli,Dersim katliamına katılan iki askerin ve katliama tanık olan ve 'mecburi iskân" ile sürgün edilen Dersimlilerin anlatımlarını yansıtıyor.

Yakın zamanda gösterime girecek olan  Kara Vagon belgeselinde kısmen otuz sekiz ama ağırlıklı işlenen konuysa sürgündür.Ayrıca iki askerin ağzından olup biteni dinlemek oldukça önemlidir.Otuz sekiz tanıklarının kıyımdan nasıl kurtuldukları ,yol öyküleri ve sürgün yaşamlarıyla ilgili anlatımları gerçekten izlemeye değerdir. 

5 Mayıs ta galası yapılan belgeselin yakın zamanda vizyona girmesi bekleniyor.

6 Mayıs 2011 Cuma

Her Bıji Atatürk!

Sol yanağına öyle bir tokat yedi ki, kendi etrafında iki kez döndükten sonra kara tahtaya toslayarak yere yığıldı. Yerdeyken çıkardığı sesler iç acıtıcıydı. Beton zeminde ayaklarını karnına çekmiş iki eliyle yüzünü kapatıyordu. Hemen arkasında, sağ elini yumruk yapan öğretmen omuzlarını öne hafifçe eğmiş, çocuğun ayağa kalkmasını bekliyor, ancak istediği olmadığı için yerde debelenmekte olan çocuğa sağ ayağıyla tekmeler atıp hakaretler savuruyordu.


Yüzünü sınıfa dönen öğretmenin gözlerindeki kini ve nefreti hissetmiş, yerimize mıhlanıp kalmıştık. Bütün sınıf kaskatı kesilmiş, korkudan altımıza edecek duruma gelmiştik.
Bu ve buna benzer dayaklara önceki yıllarda da şahit olmuştuk ancak böylesine öfkeli bir öğretmenle karşılaşmamıştık. İstiklal Marşı ve Andımız törenlerinde de çok dayak yemiştik fakat böylesini görmemiştik o güne kadar.
Sınıfı bir sessizlik sarmış, kimse nefes bile almıyordu. Aslında öğretmen dayak attığı Mecid’i defalarca uyarmıştı “Kılınç değil, kılıç!” diye. Ama beşinci uyarıdan sonra da aynı hatayı yapmaya devam etmişti Mecid.

Bizler kentleşmeye yeni başlamış bir şehrin civar köylerinden gelen köylü aile çocuklarıydık.
Evdeki anne-babamız ve diğer kardeşlerimiz gibi Kürtçe konuşurduk. Türkçe bilmez, konuşamazdık. Okula başladığımız günden, ilkokul son sınıfa kadar yemediğimiz dayak, işitmediğimiz azar kalmamıştı. Batı’dan gelen devlet memurlarının çocukları gibi öğretmenin ne dediğini, ne sorduğunu anlamaz, cevap veremezdik. Ya da yalan, yanlış şeyler söyler, geri zekâlı muamelesi görürdük. Her sabah, kışta-kıyamette, derse girmeden önce okuduğumuz “Andımız”daki gibi, ne Türk, ne doğru ne de çalışkandık biz. Aksine, öğretmenlerimizin söylediklerini anlayamayan, kendinden ve ailesinden utanan Kürt, yanlış ve tembel çocuklardık biz.

Kişilik ve bilgi edinmek için gittiğimiz okulun, batılılara kıyasla, en kişiliksiz ve bilgisiz çocuklarıydık. Bunun için de bizi Türkçeden habersiz yetiştiren ailemizden, akrabalarımızdan ve çevremizden nefret etmekle başlamıştık okula. Ve ana dili Türkçe olan Batılılara yaranmak ve yavşamakla geçti ilkokul yıllarımız.
Bizler tam beş sıfır yenik başlamıştık bilgi çağına ve hayata.
Bizler Türkçe bilenler kadar şanslı değildik.
Onlar kadar şarkı-türkü bilmez, onlar kadar okuyamaz his edemezdik.
Çarpım tablosunu ezberleyemez, hiçbir hesabı yapamazdık yaşamımızda.
Hiçbir sınavda onlar kadar iyi notlar alamaz, ailemiz tarafından takdir edilmezdik.
Anne ve babalarımız Türkçe bilmediği için onlardan utanır, veli toplantılarına katılmalarını istemezdik.
Köyde oturan akrabalarımız başka dünyaların insanları gibi gelirdi bize. Onlarla akraba olmayı büyük bir utanç kabullenir, kendimizi aşağılık his ederdik.

Çocukluk dönemimizde esas amacı bizi geliştirmek olan “Eğitim ve öğretim” yıllarımız bizi insanlık yönünden köreltiyor, kişilik yönünden aşağılıyordu.
Ve biz, bizden başka her şey oluyorduk.

Her sabah okuduğumuz antda olduğu gibi Türk, doğru ve çalışkan olmak için elimizden geleni yapıyor, yapamadığımızda da öğretmenlerimiz bizlere yardımcı oluyordu. Tıpkı “kılıç” demek yerine “kılınç” diyen Mecid’e öğretmenin “yardım” etmesi gibi.

Bizler Irkçı-uluslaşma modeli olan Cumhuriyetin yegâne kurbanları olduk. Varlığımızı Türk varlığına armağan ettiler. Ve bize “Ne mutlu Türküm diyene!” dedirttikleri için hayatımız boyunca mutlu olamadık. Çünkü biz Kürt’tük ve mutluluk Türklerindi.

Türkiye Cumhuriyetinde yaşanmış olan bu gerçeklik, mutsuz sağlıksız ve kişiliksiz nesiller yetiştirdi bu güne kadar. Ancak bundan sonra bu ülkede bunun böyle gitmeyeceğini hepimiz çok iyi biliyoruz. İnsan hakları mücadelesine inanan ve bu uğurda elinden geleni ardına koymayanların sayesinde biz artık neyin ne olduğunu biliyor ve haklarımızı yüksek sesle haykırıyoruz.

Yazı: Mehmet Şafi EKİNCİ
Kaynak : http://jiyan.org