Kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kadın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Mayıs 2011 Cuma

Kadının adı mezar taşında

Kadının adı mezar taşında




Yedi yılda yüzde 1400’lük artış... Söylemesi ‘dile bile zor gelen’ bu artış Türkiye’de 2002 - 2009 yılları arasında öldürülen kadınların oranı. Kocaları, kardeşleri, babaları tarafından öldürülen kadın sayısı her yıl bir öncekini katlıyor. Sokak ortasında, evde çocuklarının gözü önünde, sığındığı anne evinde yani nerede bulunuyorsa orada öldürülüyor kadınlar. 

İstatistikler vahim 
Kadın cinayetlerinin resmi verileri yani yedi yıldaki yüzde 1400’lük artış oranı DTP Van Milletvekili Fatma Kurtulan’ın verdiği bir soru önergesine Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in verdiği yanıtla ortaya çıktı. 2002’de 66 olan kadın cinayeti sayısı, 2009’un ilk yedi ayında 953 olmuştu. 
Peki bunca cinayetin failleri yakalanmış, cezalandırılmış mıydı? Bu soruların yanıtı da yine Bakan Ergin’den: “2002’den Temmuz 2009’a kadar; şiddet ve cinayetler nedeniyle toplam 12 bin 678 dava açıldı. Bu davalarda 15 bin 564 kişi yargılanırken, bunlardan 5 bin 736’sı mahkûm oldu.
Bu davalarda bin 859 kişi için beraat, 794 kişi için de denetimli serbestlik kararı verildi.”


YILBAŞINDAN BU YANA 20'DEN FAZLA KADIN CİNAYETE KURBAN GİTTİ
Sakine Akkuş 
25 yaşındaydı ve iki çocuğu vardı. 5 Şubat’ta tabancayla vurularak öldürüldü. Zanlı, kocası Erdal Akkuş’tu. Nedeni eşinin şiddetine dayanamadığı için anne ve babasının evine sığınmasıydı.

İpek Tekin
23 yaşındaydı ve iki çocuğu vardı 18 Ocak’ta tabancayla öldürüldü. Zanlı, kocası Kadri Tekin’di. Ancak cinayetin ‘aile meclisi kararıyla’ alındığı da öne sürüldü. Nedeni, şiddete dayanamayıp evden kaçmasıydı.

Songül Elçi 
50 yaşındaydı ve iki çocuğu vardı. 5 Şubat’ta sekiz bıçak darbesiyle öldürüldü. Zanlı, on yıl önce boşandığı eski eşiydi. Nedeni, aralarında süren ticari ortaklık yüzünden çıkan tartışmaydı.

Ayşe Çakır
38 yaşında üç çocuk annesiydi. 10 Ocak’ta evinin bahçesinde av tüfeğiyle öldürüldü. Zanlı, kocası Ayhan Çakır’dı. Nedeni, arabasıyla geri geri giderken kendisini yanlış yönlendirerek, duvara çarpmasıydı.

Hacer Alan
20 yaşındaydı, üç aylık bebeği vardı. 11 Ocak’ta üç aylık bebeği Batuhan’la birlikte yatağında boğularak öldürüldü. Zanlı, babası ve ağabeyiydi. Nedeni, iki yıl önce ailesinin izni olmadan evlenmesiydi.

Arzu Yıldırım
33 yaşındaydı ve iki çocuğu vardı. 9 Şubat’ta sokak ortasında tabancayla öldürüldü. Zanlı, altı yıl beraber yaşadığı Mustafa Metin Çilingir’di. Nedeni, ayrılmak istemesiydi.

Gülhan Akan

18 yaşındaydı, çocuğu yoktu. 13 Şubat’ta av tüfeğiyle vurularak öldürüldü. Zanlı, babası Abdurrahman Aktaş’tı. Nedeni, kaçarak evlendiği eşiyle tartışıp baba evine dönmesiydi,

Remziye Çakmak
42 yaşındaydı ve dört çocuğu vardı. 5 Şubat’ta evinin bahçesinde çocuklarının gözü önünde tabancayla öldürüldü. Zanlı, kocası Kadir Çakmak’tı. Nedeni, kocasından boşanmak istemesiydi.

Adile Erzurumlu
41 yaşında ve yedi çocuğu vardı. 25 Ocak’ta sokak ortasında öldürüldü. Zanlı, babası Mehmet Erzurumlu’ydu. Maruz kaldığı, şiddet yüzünden kocasından ayrı yaşıyordu. Babası “Namus meselesi” dedi.

2002’DEN 2009’A KADAR ÖLDÜRÜLEN KADINLARIN SAYISI
2002-66
2003-83
2004-164
2005-317
2006-663
2007-1011
2008-806
2009-953

Yazının tamamı için Kadının adı mezar taşında

"Ev İşçisiyiz; Toz Bezi Değil"

Cleaning

Can güvenliği ve sosyal güvence talepleriyle biraraya gelen ev işçilleri, sendika çağrısı yaptı. Galatasaray Üniversitesi Kadın Araştırmaları Kulübü sendika çağrısı yapan kadınlardan Gülhan Benli ve Öznur Polat ile görüştü. Benli ve Polat haklarına ka­vuşmak için örgütlenmek zorunda oldukları konusunda hemfikirler.
İstanbul - BİA Haber Merkezi

07 Mayıs 2011, Cumartesi

Can güvenliği ve sosyal güvence talepleriyle biraraya gelen ev işçilleri, sendika çağrısı yaptı. Galatasaray Üniversitesi Kadın Araştırmaları Kulübü (GSÜKAK) sendika çağrısı yapan kadınlardan Gülhan Benli ve Öznur Polat ile görüştü. Benli ve Polat haklarına ka­vuşmak için örgütlenmek zorunda oldukları konusunda hemfikirler.
Sendika­laşma fikri nasıl ortaya çıktı?
Gülhan Benli: Evet, biz günde 4 kadının öldürüldüğü bir yerde yaşıyoruz. Gündeliğe gidip te­cavüze uğrayıp ortadan kaldırılan kadın arkadaşlarımız var. Göçmen ev işçisi ar­kadaşlarımız kayıtsız oldukları için onlar çifte sömürüye maruz kalıyorlar. Beyaz kadın ticareti yapanlar tarafından kullanı­lıyorlar.
Sırf göçmen arkadaşlarımızın bu­radaki sayısı 400-500 bin arasında. İkin­cisi İstanbul'da Türk, Kürt Laz, Çerkez, vs. ev işçisi olarak çalışan kadın sayısı 800-900 bin civarında. Sayımız bu bo­yuttayken ve karşılaştığımız sorunlar or­tadayken örgütlenmemek içten değil.
An­cak, sendikalaşma sürecinde yasal mev­zuatlara ve sendikal bürokrasi engeli­ne takıldığımız için biz kendi kendimize bunu yapmaya çalıştık. İlk önce Konut-İş şubesinde bir sendika çalışması yapma­ya çalıştık ve yasal mevzuatlar nedeniy­le bunu yapamadık. Ama biz bir şekilde sendika olacağız.

"Evlerimizi fabrikaya çevirdiler"

"Ev içi emek" ve "ev işçisi" ne de­mek ? Bu kavramların içine neler sığdırabiliyoruz ?
G.B: Kendi evinde karşılık almadan ko­casına bakan, çocuğunu okula gönderen, evinin yemeğini yapan, bütün hayatını bu şekilde geçiren tüm kadınların harcadı­ğı emek; bir yerlere gidip çocuk bakan, temizlik yapan ve karşılığında para alan herkesin harcadığı emek "ev içi emek" aslında. Tüm bu bakımı kendi evinde ai­lesi için yapan kadınlara "ücretsiz ev iş­çisi" diyoruz.
Yaptığı bakımın, temizli­ğin karşılığında belli bir ücret alanlara ise "ücretli ev işçisi" diyoruz. Ayrıca, evi­ne parça başı iş alıp çalışan da ev işçisi oluyor. Şimdi evlerimizi de küçük küçük fabrikalar haline dönüştürdüler. Patron di­yor ki: "Sen bu paraya bu işi yapmazsan, yapacak çok insan bulurum".
Bu şekil­de, kadınlardan bir işsizler ordusu yara­tıp bizi yedek iş gücü olarak kullanıyorlar.Can güvenliği noktasında hiçbir şeyimiz yok. Bu güvenceyi alabilmek için de tek çıkar yol bir araya gelip mücadele etmek.
Peki, bu sendikanın hangi grupları kapsaması düşünülüyor ?  Talepleriniz nedir ?
G.B: Biz aslında yola, çalışan ev işçileri olarak çıktık. Ama, çalışmayan ev işçileri "Biz ne olacağız?" dediler. Daha sonra ev eksenli çalışan arkadaşlarımızdan gel­mek isteyenler oldu. Zaten; banka emek­lisi, öğretmeni, doktoru geliyor bu işi yapı­yor. Biz, bunlara hayır diyemezdik.
Fark­lı iş alanlarında çalışıyor olsak da sorun­larımız aynı. Doktor olmak, öğretmen ol­mak eskiden "güvendesin" demekti. Şim­di onlar da bizimle aynı konumdalar. Çün­kü artık genel bir güvencesizlik söz konu­su. Sistem, krizle birlikte, elimizdeki hak­ları yonta yonta silip süpürüyor. Öncelikli olarak can ve sosyal güvenliğimizin sağ­lanması gerek.

"Camdan düşmek, kaza değil iş cinayetidir"

Erken emeklilik hakkı ve ayrıca insan­ca yaşayabileceğimiz bir ücret de ta­lep ediyoruz. Göçmen arkadaşlarımızın bizlerle eşit koşullara getirilmesini istiyoruz, çalışma izinlerinin verilmesini istiyoruz ve aynı za­manda oturma izinlerinin verilmesini isti­yoruz. Ücretsiz ev işçisi arkadaşlarımıza da kocalarının karşısında bağımsız ola­bilmesi için de bir maaşın bağlanmasını istiyoruz.
Daha yakın bir zamanda, bir ar­kadaşımız cam silerken camdan düşüp öldü. Bu ölüm için devlet-patron-medya üçgeni "sakarlık" dedi. Bu bir kaza değil, iş cinayetidir.
Tüm bu insanlara nasıl ulaşıyorsu­nuz ?
G.B: Biz ev işçiliği yaptığımız için belli yerlerden geçiyoruz. Kemerburgaz'a gi­denler belli, Sarıyer'deki villalara gidenler belli. Biz buralarda çalıştığımız için nere­de ne var biliyoruz. Bir de Gebze-Kadıköy tren hattında ev temizliğine giden kadın arkadaşlarımız var.
Öznur Polat: Trenlerde her sabah birbiri­mizi tanıyoruz artık. Adı konulmamış ama aslında köle işçiler her sabah kalkıyor, gi­diyor ve geliyor. Başka bir yaşam yok. Bir insanın dayanma kapasitesi ne kadardır acaba? Türkiye'nin yapısını ayakta tu­tan biz kadınlarız. Gidiyoruz ve geliyoruz. Adımız konulmamış ama bizler köleyiz.
* Galatasaray Üniversitesi Kadın Araştırmaları Kulübü Öğrencileri'nin gerçekleştirdiği röportaj, üniversitenin öğrenci dergisi "Detay"ın Nisan sayısında yayımlandı. (NV/EÖ)